MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ - DERS MÜFREDATI VE SAİR BİLGİYİ HAİZDİR.
1. "Anadolu Notları" Reşat Nuri Güntekin / 9-12 sayfalar arası derste okunacak.
Bu sayfalardaki konu başlığı: "Yollarda"
2. Anadolu Notları'ndan sonra Sait Faik Abasıyanık'ın sırasıyla "Bir İlkbahar Hikâyesi", "İpekli Mendil", "Salıncakçı", "Bir Küçük Satıcı" başlıklı hikâyeleri incelenecektir.
3. Vize yerine geçecek kitap: "Turna ve Gayda"/ Berat Demirci / Sütun Yayınları
Kitabı temin edemeyenler sınıf listesi oluşturarak toplu kitap getirme imkânından 5 TL ödeyerek faydalanabilir.
4. Vize ve final notları eşit değerde %50'şer olarak hasaplanacaktır.
5. Devamsızlıktan kalma yoktur.
Hürriyet’e Doğru
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken
çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin iri pınarların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul.
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamet kopacak ufuklarda.
Deniz kızları mı dersin,
kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller,duvaklar,
Donanmalar mı ?
Ne duruyorsun be,
at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun,
her yanda hürriyet;
Git gidebildiğin yere.
Orhan Veli Kanık
--------------------------------------------------------------------------------------------
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken
çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin iri pınarların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul.
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamet kopacak ufuklarda.
Deniz kızları mı dersin,
kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller,duvaklar,
Donanmalar mı ?
Ne duruyorsun be,
at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun,
her yanda hürriyet;
Git gidebildiğin yere.
Orhan Veli Kanık
--------------------------------------------------------------------------------------------
ATASÖZLERİ
BOĞAZ KIRK BOĞUMDUR. syf. 45
Bir sözü düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, kendi kendimize ölçüp tartmadan, doğuracağı sonuçları hesaplamadan, düzeltmeden söylememeliyiz. Ola ki istemediğimiz bir sözü ağzımızdan çıkarmış olabiliriz. En doğrusu, uygun biçimi bulduktan sonra söylemektir.
Bir sözü düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, kendi kendimize ölçüp tartmadan, doğuracağı sonuçları hesaplamadan, düzeltmeden söylememeliyiz. Ola ki istemediğimiz bir sözü ağzımızdan çıkarmış olabiliriz. En doğrusu, uygun biçimi bulduktan sonra söylemektir.
SAĞLIKLA İLGİLİ KELİMELER
TİFÜS:
"Ziya Çavuş, bitlerin sebep olduğu tifüsten can vermiş, ne kadar hüzünlü değil mi arkadaşım." syf 62.
"Ziya Çavuş, bitlerin sebep olduğu tifüsten can vermiş, ne kadar hüzünlü değil mi arkadaşım." syf 62.
Çok tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalıktır. Halk arasında lekeli humma da denir. Bitler aracılığı ile bulaşır. Tifüsü doğuran nedenler; pislik, aşırı kalabalık yerlerde yaşamak, açlık ve yorgunluktur. Tifüs 12-14 gün devam eder. Riteksiyon denilen tifüs mikrobu, vücuda girdikten bir süre sonra; hastada halsizlik, baş ve bel ağrıları görülür, ateşi yükselir. Dudakları kurur, dili paslanır, yüzü kızarır. 4-5 gün içinde derinin üzerinde ufak kırmızı lekeler ortaya çıkar. Bazı hastalarda, sayıklama, bağırma ve tuvaletini altına kaçırması görülür. Hasta sağlıklı kişilerden ayrı bir yerde bakıma alınır. Eşyaları, bulunduğu yer dezenfekte edilir. Sulu ve sindirimi kolay yiyecekler verilir. İyi beslenir, vücut temizliğine çok dikkat edilir.
BAZI KELİMELERE DAİR
ÇARIGRAT: RUSLARIN İSTANBUL'A (O ZAMANKİ ADIYLA KONSTANTİNAPOLİS İKEN) VERDİKLERİ AD. (SYF 67)
RİNGA BALIĞI: ender olarak 30 santimden uzun olur. Ufak ve dar göğüs ve karın yüzgeçleri, tam ortadan bir sırt yüzgeci, çok arkaya kaymış bir anüs yüzgeci, derin çatallı bir kuyruk yüzgeci ve kolay dökülen iri pulları vardır. Rengi sırtında deniz yeşili veya yeşil - mavi, karnında gümüşidir. Sırt ve kuyruk yüzgeçleri koyu, öbürleri ise açık renklidir. Atlantik Okyanusunun Amerika ile Avrupa kıyılan arasındaki kuzey kısmı, bu okyanusun Avrupa içlerine sokulan kolları ve Kuzey Asya'daki deniz kolları ringa balığr"nın yurdudur. Pasifik Okyanusunda, özellikle Japonya çevresinde ve Amerika'nın batı kıyılarında yakın akrabaları vardır.
Ringa balıklan'm yakından inceleyen tabiat bilginleri, bunların iki büyük grup meydana getirdiklerini bildirmektedirler: Tuzlu suları tercih edip, denizden ayrılmayan, hep açık denizde rastlanılan ve yumurtalarını da çoğunlukla sonbaharda ve ilk kış aylarında tuzlu suya yumurtlayanlarla gene denizde yaşamakla beraber, kıyılara sokulan ve ilkbaharda yumurtlamak üzere koyların ve nehir ağızlarının acımsı suyunu tercih ederler. Sonbahar ve deniz ringa balıklarının en önemli üyesi «İskoç ringa balığı» dır. İlkbahar veya kıyı ringa balıklarının arasında «Norveç ringa balığı» en değerlisidir.
Ringa balıkları çok kalabalık sürüler halinde dolaşan arkadaş canlısı balıklardır. Kuzey Atlantik'teki bir tek kalabalık sürüde 3 milyar ringa balığı bulunabilir. Ağlarla kolaylıkla yakalanabilirler. Çok kere yüzeye yakın yüzdüklerinden dışarıdan görülebilirler. Ringa balıkları'nın sürü halinde toplaşması yiyecek durumuyla alâkalıdır. En fazla, geniş bir alana yayılmış planktonlarla beslenirler.
Ringa balığı, yumurtalarını, hemen daima dibe yakın döker. İrice bir dişinin bir defada döktüğü yumurta sayısı 30 000 kadar, yani başka bazı balıklarınkine kıyasla önemli değildir. Bununla yumurta dökme alanlarında yumurta sayısı o kadar fazladır ki, çok kere bir santim kalınlığında olmak üzere metre karelerce yer kaplamaktadırlar. Dişi, yumurtalarını birkaç defada döker.
Ringa balıkçılığının çok eski bir tarihi vardır. 13. Yüzyılda gelişmiş, yüzyılımızda ise mahsul birçok yıllarda milyonlarca ton tutmuştur. Avrupa ülkeleri arasında ringa balıkçılığı bakımından başta gelenler İskoçya, İngiltere, Hollanda, Norveç ve Almanya'dır.


Ambarları birbirine bağlayan merdivenlerle, layterlerin bakımı ve denetimi sağlanır. Kren, kıç taraftaki iki büyük konsolla desteklenir. Krenin kaldırma kapasitesi 500 tonun üstündedir; bu, bir layteri güverte boyunca taşıyıp ambara iletmeye yeterlidir. Her layterin aktarılması 15 dakika sürer. Günümüzde bir layter gemisi, yaklaşık 400 tonluk yük kapasitesi, 18,8 m boyu ve 9,5 m eniyle, 80 tane layter taşıyabilir. Layterler, ambara istiflenebileceği gibi, tek parçalı, «pontonlu Bu sistemin bir üstünlüğü de, su derinliğinin büyük gemilerin yanaşmasına elverişli olmadığı yerlerde kullanılabilmesidir. Karışık yükler birbiri ardınca yüklenip boşaltılabilir. Gemiden bırakılan layterler, akarsu yoluyla, istenilen yere çekilerek götürülür.
GALVANİZ KOVASI:
Bostanın tam orta yerinde kesme taşlardan yapılmış olan geniş bilezikli kuyunun tepesindeki çıkrığın, uzunca ipli, galvaniz kovası "Beni doldurup doldurup boşaltın. Zerzevat su bekliyor." dercesine gözünüzün içine bakıyordu. s. 270
Demir ve çeliğin paslanmaya karşı korunmasında en akılcı ve kesin çözüm, malzemenin sıcak daldırma yöntemi ile galvaniz kaplanmasıdır.

RİNGA BALIĞI: ender olarak 30 santimden uzun olur. Ufak ve dar göğüs ve karın yüzgeçleri, tam ortadan bir sırt yüzgeci, çok arkaya kaymış bir anüs yüzgeci, derin çatallı bir kuyruk yüzgeci ve kolay dökülen iri pulları vardır. Rengi sırtında deniz yeşili veya yeşil - mavi, karnında gümüşidir. Sırt ve kuyruk yüzgeçleri koyu, öbürleri ise açık renklidir. Atlantik Okyanusunun Amerika ile Avrupa kıyılan arasındaki kuzey kısmı, bu okyanusun Avrupa içlerine sokulan kolları ve Kuzey Asya'daki deniz kolları ringa balığr"nın yurdudur. Pasifik Okyanusunda, özellikle Japonya çevresinde ve Amerika'nın batı kıyılarında yakın akrabaları vardır.
Ringa balıklan'm yakından inceleyen tabiat bilginleri, bunların iki büyük grup meydana getirdiklerini bildirmektedirler: Tuzlu suları tercih edip, denizden ayrılmayan, hep açık denizde rastlanılan ve yumurtalarını da çoğunlukla sonbaharda ve ilk kış aylarında tuzlu suya yumurtlayanlarla gene denizde yaşamakla beraber, kıyılara sokulan ve ilkbaharda yumurtlamak üzere koyların ve nehir ağızlarının acımsı suyunu tercih ederler. Sonbahar ve deniz ringa balıklarının en önemli üyesi «İskoç ringa balığı» dır. İlkbahar veya kıyı ringa balıklarının arasında «Norveç ringa balığı» en değerlisidir.
Ringa balıkları çok kalabalık sürüler halinde dolaşan arkadaş canlısı balıklardır. Kuzey Atlantik'teki bir tek kalabalık sürüde 3 milyar ringa balığı bulunabilir. Ağlarla kolaylıkla yakalanabilirler. Çok kere yüzeye yakın yüzdüklerinden dışarıdan görülebilirler. Ringa balıkları'nın sürü halinde toplaşması yiyecek durumuyla alâkalıdır. En fazla, geniş bir alana yayılmış planktonlarla beslenirler.
Ringa balığı, yumurtalarını, hemen daima dibe yakın döker. İrice bir dişinin bir defada döktüğü yumurta sayısı 30 000 kadar, yani başka bazı balıklarınkine kıyasla önemli değildir. Bununla yumurta dökme alanlarında yumurta sayısı o kadar fazladır ki, çok kere bir santim kalınlığında olmak üzere metre karelerce yer kaplamaktadırlar. Dişi, yumurtalarını birkaç defada döker.
Ringa balıkçılığının çok eski bir tarihi vardır. 13. Yüzyılda gelişmiş, yüzyılımızda ise mahsul birçok yıllarda milyonlarca ton tutmuştur. Avrupa ülkeleri arasında ringa balıkçılığı bakımından başta gelenler İskoçya, İngiltere, Hollanda, Norveç ve Almanya'dır.
PÖSTEKİ: Dana, koyun veya keçi postu.
Odadaki pöstekinin üzerine bağdaş kurmuş olan Şerafettin Efendi: (syf. 159)

KARİNA: 1. Gemi omurgası 2. Gemi teknesinin su içinde kalan bölümü.
Ters dönen geminin karinası, omurgası iki gün sonra kesilmiş ve içinde hapis kalmış, beş subay ve üç er de batıktan otuz altı saat sonra kurtarılmıştı. (syf. 107)
ÇINGIRAK: KÜÇÜK ÇAN
Kapının çıngırağı çalındı: (syf.67)
LAYTER:
Yük doldurulabilen küçük salapurya ya da mavnalara layter denir. Layter gemisi de, bu salapuryaları yüklü halde kıç taraftan alan ana gemidir. Bir merkezde toplanan salapuryalar, açık denizlere açılacak layter gemisiyle buluşturularak yüklenir.
Layter gemilerinde bir tek üst güverte vardır. Kamaralar ön tarafta, makina dairesiyse arkaya yakındır. Aktarma boruları geminin iki yanına alınarak, krenin çalışması için güverte üstünde gerekli açıklık bırakılmıştır. Geminin uzunluğu boyunca ayrılmış çelik bölmeler ile enine ayrılmış bölmeler, geminin ambarlarını oluşturur ve layterler bu hücrelere istiflenir. Ambarlarda, layterler için düşey kızaklar vardır; çift katlı dipte de, layterler için hazırlanmış yuvalar bulunur. -Ambarları birbirine bağlayan merdivenlerle, layterlerin bakımı ve denetimi sağlanır. Kren, kıç taraftaki iki büyük konsolla desteklenir. Krenin kaldırma kapasitesi 500 tonun üstündedir; bu, bir layteri güverte boyunca taşıyıp ambara iletmeye yeterlidir. Her layterin aktarılması 15 dakika sürer. Günümüzde bir layter gemisi, yaklaşık 400 tonluk yük kapasitesi, 18,8 m boyu ve 9,5 m eniyle, 80 tane layter taşıyabilir. Layterler, ambara istiflenebileceği gibi, tek parçalı, «pontonlu Bu sistemin bir üstünlüğü de, su derinliğinin büyük gemilerin yanaşmasına elverişli olmadığı yerlerde kullanılabilmesidir. Karışık yükler birbiri ardınca yüklenip boşaltılabilir. Gemiden bırakılan layterler, akarsu yoluyla, istenilen yere çekilerek götürülür.
GALVANİZ KOVASI:
Bostanın tam orta yerinde kesme taşlardan yapılmış olan geniş bilezikli kuyunun tepesindeki çıkrığın, uzunca ipli, galvaniz kovası "Beni doldurup doldurup boşaltın. Zerzevat su bekliyor." dercesine gözünüzün içine bakıyordu. s. 270
Demir ve çeliğin paslanmaya karşı korunmasında en akılcı ve kesin çözüm, malzemenin sıcak daldırma yöntemi ile galvaniz kaplanmasıdır.
Demir ve çelik malzemeler bulundukları atmosferik ortamdan etkilenerek zaman içinde fiziksel, kimyasal, elektriksel ve diğer özelliklerini kaybederek korozyona uğrarlar. Bu değişikliğe, “metalin paslanması” da denmektir. Paslanma sadece görüntü bozukluğu olmayıp aynı zamanda metali aşındıran bir kimyasal reaksiyondur. Ayrıca pas, kaynaklandığı metalden takriben 30 kat büyük bir hacim oluşturduğundan, paslananan metalin çevresindeki elemanları da patlatmaya eğilimlidir. Metali, paslanmayı oluşturan dış etkenlerden uzak tutabilmek amacı ile metal yüzeylere koruyucu yöntemler uygulanır. Bu koruyucu yöntemlerden bazıları boya, plastik, nikel, krom, bakır ve çinko kaplamadır. Ancak; bütün bu kaplama yöntemleri arasında çinko kaplama en güvenli ve uzun ömürlü olanıdır.

TELSİZ TELGRAF:
Bundan başka telsiz telgraflarımız ve uçaklarımız bize büyük ölçüde yardım edeceklerdir. syf. 98
ASKERİ BİLGİLER
ÇANAKKALE'DE SAVAŞANLARA DAİR:
MAORİLER:(syf129)
Maoriler Yeni Zellanda yerlileridir. Fiji (Okyanusya'da bulunan bir ada ülkesidir. Fiji Adaları Cumhuriyeti, Pasifik okyanusunun güneyinde bulunan bir dizi adadan oluşur. Ülkenin 106'sı ıssız olmak üzere toplam 322 adadan ve 522 adacıktan ibarettir.) ve Polinezya (Büyük Okyanus'taki üç büyük ada öbeğinden birine verilen ad. Diğer ikisi Malenezya ve Mikronezya'dır. Hawaii, Easter Adası ve Yeni Zelanda arasındaki üçgen biçiminde alana dağılmış olan Polinezya Adaları'nın yüzölçümü 294.000 km²'dir. Büyük bölümü yanardağ kökenli dağlık adalar ile alçak mercan adalarından oluşan Polinezya öbeğine bağlı başlıca ada toplulukları arasında Samoa Adaları, Tonga Adaları ve Fransız polinezyası'nı oluşturan adalar sayılabilir. ) kökenlilerdir. Özgürlük düşkünlükleri ve savaşçılıkları ile ünlülerdir. Savaşa giderken tenlerini beyaza boyamaları ve de çok aç kaldıklarında insan eti yemeleri onları barbar bir kavim olarak gösterse de şartlar zorlamadıkça vahşi değildirler. Yarı çıplak yaşarlar. Soyu tükenmekte olan kavimlerdendir. Ayrıca eskiden iki çeşit Maori olduğu bilinmektedir. Birincisi savaşçı kabile olan Maoriler İkincisi ise uygar olan Maoriler. Şu an yaşayan Maoriler savaşçı Maorilerdir.
Maori Dini Maoriler'in inandığı kabile dinidir ve mahalli bir özelliğe sahiptir evrensel değildir. Maori Dini' nin kutsal bir kitabı veya yazılı bir kaynağı olmadığı gibi din kurucusu da yoktur.
Maoriler Yüce tanrılarına Lo derler. Lo' nun, her şeyden önce var ve her şeyin kaynağı olduğuna , yerde ve gökte yaşayan her şeyin içinde bulunduğuna inanırlar. Lo, bütün tanrıların en büyüğüdür. Onun adını ancak rahipler söyleyebilirler.
Maorilerde ibadet, rahiplerin onlara öğrettiği ilahi tarzındaki özel dualardan ibarettir. Hep beraber bu duaları okur. Maoriler günümüzde Avustralya ve Yeni Zelenda'da yaþamaktadýrlar.Yeni Zelenda nufusunun %10-11'ini oluşturan Maoriler'in dünyadaki toplam sayıları 370.000 kadardır
GURKALAR: (syf 129)
NEPALLİ BİR HALKTIRLAR.
Çanakkale Savaşlarında, İngiliz ve ANZAK askerleri ile 1-4. Gurka Tüfekli Birlikleri, 9 Nisan-27 Mayıs 1915 tarihleri arasında savaşta yer almışlardır. 2-6. Gurka Tüfekli Birlikleri ise 27 Mayıs - 27 Aralık 1915 tarihleri arasında Türk Ordusu ile şavaşmıştır. İngiliz Koloni Ordusunda yer alan müslüman unsurların, karşısındaki ordunun müslüman olmasından etkilenmesini önlemek amacıyla, hemen hemen tüm harekatlarda ilk olarak öne sürülmüşlerdir. Savaş sırasında Türk Ordusuna verdikleri yegane etkili olayda Zıgındere Savaşlarında, 25. ve 26. Türk alayı askerlerinin tedavi oldugu seyyar hastaneye saldırıp yaralıları süngülemek olmuştur.
SİLAHLAR:
-Allah'a şükür ki bizim de Çanakkale Nara meydanı'nda bekleyen, onlar gibi keşif yapan Nievport tipi bir uçağımız var, diye karşılık verdi Binbaşı Hasan. sayfa 82
NİEVPORT TİPİ UÇAK
BONET : Cephanelik
ŞEHADETNAMEDE GAZETELER
TASVİR-İ EFKAR
Tasvir-i Efkar; İbrahim Şinasi'nin 28 Haziran 1862'de yayınlamaya başladığı, havadis ve maarife dair Osmanlı gazetesidir.
1865'de Şinasi Fransa'ya gittikten sonra gazeteyi Namık Kemal çıkardı. O da Avrupa'ya gidince gazeteyi Recaizade Ekrem yayınladı. Mayıs 1910'dan sonra gazete Yeni Tasvir-i Efkar adıyla Ebüzziya Tevfik tarafından devam ettirildi. Kapatılmalarda adı Tevhid-i Efkar, Tenvir-i Efkar, İntihab-ı Efkar, Tefsir-i Efkar olarak değiştirildi. Başyazarı bu dönemde Velid Ebüzziya oldu. 1920'de Malta'ya sürülünce gazete kapandı, 1921'de tekrar çıktı. 1925'de İstiklal Mahkemesi'nce gazete kapatıldı.
Ziyad Ebüzziya 1940'da gazeteyi tekrar yayınladı. 1945'de gazete Tasvir adıyla, Cihad Baban yönetiminde 1949'a kadar devam etti. 1862'de yayın hayatına başlayan gazete defalarca kapatıldı, mahkum oldu. İktidarlara karşı eleştirel tutumuyla basın tarihinde yer aldı.
TASVİR-İ EFKAR
İKDAM
Sahibi ve başyazarı Ahmet Cevdet'ti (Oran). Türkiye'de rotatif baskı tekniği ile basılan ilk gazete olan İkdam, II. Abdülhamid döneminde birkaç kez kapatıldı.
İkinci Meşrutiyet'in ilanından (1908) sonra tirajını 40 bine kadar yükseltti. 14 Mart 1910'da Yeni İkdam adını aldı.2 6 Şubat 1912'den sonra da İktiham adıyla yayımlanmıştır. 10 Ağustos 1912'den itibaren yeniden İkdam adını alan gazetenin başyazarlığını 5 Eylül 1912'de Ali Kemal üstlendi. Gazete Mütareke döneminde Yakup Kadri'nin yönetiminde yayımlandı.
1923'te gazetenin yönetimi Ahmet Cevdet'in sağlık sorunları yüzünden Mecdi Sadrettin'e geçti.
1 Aralık 1928'den itibaren Latin harfleriyle basılan İkdam, yayın yaşamının ilk yıllarından başlayarak dilde sadeleşme akımının öncülerinden ve Türkçülük akımının etkin savunucularından biri olmuştur.
İkinci Meşrutiyet sonrasında İttihat ve Terakki yönetimine karşı eleştirel bir tutum aldı. Mütareke yıllarında ise, Milli Mücadele'yi destekleyen yazılar yayımladı. Ahmet Rasim, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya Uşaklıgil, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hüseyin Cahit Yalçın ve Ahmet Emin Yalman gibi tanınmış yazarlar İkdam'ın yazı kadrosu içinde yer aldılar.
İKDAM
ROMANDA ULAŞIM
"BİRAZ YOL ALAN TRAMVAY, KÖPRÜNÜN ÜZERİNDEYKEN ATLAR NEDEN ÜRKTÜLERSE ÜRKTÜLER, BİRDEN ŞAHA KALKTILAR, YOLDAN ÇIKTILAR VE SAĞ TARAFTAKİ KALDIRIMDA YÜRÜYEN İNSANLARIN ÜZERİNE DOĞRU HAMLE YAPARAK TRAMVAYIN BİR İKİ SARSINTIDAN SONRA DEVRİLMESİNE SEBEP OLDILAR. " SYF 57
.............................."İKİ ÜÇ GÜN DAHA BEKLEYEMEDİN DE ÖLDÜN
BE HATUN KADIN, ARTIK BU TRAMVAYLAR KALDIRILIYOR. BUGÜN DE SON SEFERLERİNİ YAPIYORLARDI, YARIN ELEKTİRİKLİ TRAMVAYIN DENEME SEFERİ BAŞLAYACAKTI." SYF 57
İstanbul kent içi ulaşımı 1869 yılında Dersaadet Tramvay Şirketi`nin kurulması ve Tünel Tesisleri`nin inşaasıyla başlar. 1871 yılında ilk atlı tramvay hizmete girer. Şubat 1914`te elektrikli tramvay işletmeciliğine geçilir. Bir süre muhtelif yabancı şirketler tarafından işletilen Elektrik, Tramvay ve Tünel İşletmeleri 1939 yılında millileştirilerek 3645 sayılı yasa ile İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel (İETT) İşletmeleri Umum Müdürlüğü adı altında bugünkü hüviyetine kavuşur. 1945 yılında Yedikule ve Kurbağalıdere havagazı fabrikaları ile bu fabrikaların beslediği İstanbul ve Anadolu havagazı dağıtım sistemleri İETT’ye devredilir. 1961’de işletmeye alınan Troleybüsler, 1984’e kadar İstanbullular’a hizmet verir. 1982 yılında çıkarılan bir yasa ile tüm elektrik hizmetleri, hak ve vecibeleriyle Türkiye Elektrik Kurumu’na (TEK) devredilir. Daha sonra 1993 yılında havagazı üretim ve dağıtım faaliyetleri sona erdirilir. Bugün yalnızca kent içi toplu ulaşım hizmeti sunan İETT; otobüs, tramvay ve tünel işletmeciliğinin yanında Özel Halk Otobüsleri’nin yönetim, yürütüm ve denetiminden sorumludur. İETT ayrıca İstanbul`daki raylı sistemlerin (Metro, Hafif Metro) bir bölümünün yapımını (Eminönü-Kabataş, Sultançiftliği-Edirnekapı, Edirnekapı-Topkapı, Otogar-Başakşehir) üstlenmiştir.
ELEKTRİKLİ TRAMVAY
VARDACI
TRAMVAY ANILARI:
1.
Vatman Hasan anlatıyor:
"1954 yılında Bebek-Eminönü hattında çalışıyordum. Bir sefer sonrasında Beşiktaş deposunda dinlenirken içeriye yaşlı bir köylü girdi. Elindeki kağıdı göstererek " tramvayları almağa geldim" dedi. Önce ne olduğunu anlamadık. O ise öfkeli bir şekilde elindeki kağıdı sallıyor, "işte hepsi burada yazılı. Tam 5000 kaime saydım. Tramvaylarımı isterim" diyordu. Sonunda mesele anlaşıldı. Açıkgözün biri, ihtiyarın ilk kez bindiği tramvayda, onun meraklı meraklı bakındığını görünce "Baba, istersen sana bu tramvaylardan satalım. Köyüne götürür, hem kendin biner, hem de köylüleri bindirip para kazanırsın" diyerek kandırmış. Sıkı bir pazarlıktan sonra 5000 liraya iki tramvaya anlaşmışlar. Parayı alan şahıs üzerinde iki tramvay numarası yazılı kağıdı buna vererek "Beşiktaş deposuna git, tramvaylarını al" demiş. Adamı ikna edinceye kadar akla karayı seçtik."
"1954 yılında Bebek-Eminönü hattında çalışıyordum. Bir sefer sonrasında Beşiktaş deposunda dinlenirken içeriye yaşlı bir köylü girdi. Elindeki kağıdı göstererek " tramvayları almağa geldim" dedi. Önce ne olduğunu anlamadık. O ise öfkeli bir şekilde elindeki kağıdı sallıyor, "işte hepsi burada yazılı. Tam 5000 kaime saydım. Tramvaylarımı isterim" diyordu. Sonunda mesele anlaşıldı. Açıkgözün biri, ihtiyarın ilk kez bindiği tramvayda, onun meraklı meraklı bakındığını görünce "Baba, istersen sana bu tramvaylardan satalım. Köyüne götürür, hem kendin biner, hem de köylüleri bindirip para kazanırsın" diyerek kandırmış. Sıkı bir pazarlıktan sonra 5000 liraya iki tramvaya anlaşmışlar. Parayı alan şahıs üzerinde iki tramvay numarası yazılı kağıdı buna vererek "Beşiktaş deposuna git, tramvaylarını al" demiş. Adamı ikna edinceye kadar akla karayı seçtik."
2.
1954 yılında mesleğe Vatman olarak başlayan Hasan Uzdemirdoğan anlatıyor:
"1955'lerde bir gün Kısıklı hattında çalışırken, beni sollayıp geçmek isteyen bir kamyon, karşı yönden gelmek isteyen bir araçtan kaçmak isteyince sahanlığa bindirdi. Güçbela ölümden kurtuldum. Taşralı olan kamyon şoförü “ağabey suç sende. Baksana sağda iki metre boş yer var. Biraz sağa çekseydin bu kaza olmazdı” deyince içinde bulunduğumuz duruma rağmen ben ve yolcular kahkahalarımızı tutamadık. Tabi sonra taşralı şoföre tramvayın, hattının dışında gitmesine imkân olmadığını izah ettik."
"1955'lerde bir gün Kısıklı hattında çalışırken, beni sollayıp geçmek isteyen bir kamyon, karşı yönden gelmek isteyen bir araçtan kaçmak isteyince sahanlığa bindirdi. Güçbela ölümden kurtuldum. Taşralı olan kamyon şoförü “ağabey suç sende. Baksana sağda iki metre boş yer var. Biraz sağa çekseydin bu kaza olmazdı” deyince içinde bulunduğumuz duruma rağmen ben ve yolcular kahkahalarımızı tutamadık. Tabi sonra taşralı şoföre tramvayın, hattının dışında gitmesine imkân olmadığını izah ettik."
İSTANBUL SULTANİSİ (İSTANBUL LİSESİ)
Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılı eğitimin öncülerinden olan İstanbul Lisesi’nin temelleri Mehmet Nadir Bey tarafından 15 Ocak 1884 tarihinde Numune-i Terakki Mektebi’nin kurulmasıyla atılır. Modern eğitim anlayışı ve çağdaş öğretim yöntemleriyle diğerlerinin arasından sıyrılarak kısa sürede dönemin en tercih edilen özel okulu haline gelen Numune-i Terakki, 1909’da Maarif Nezaretince 120 bin kuruş karşılığında satın alınarak devletleştirilir ve adı önce İstanbul Leyli İdadisi, ardından1910’da İstanbul Lisesi olarak değiştirilir.
ALMANCA EĞİTİM
Bu arada Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya arasındaki yakınlaşmanın artmasıyla beraber, devlet, gelişen işbirliğine paralel çalışabilecek kadrolar yetiştirmeyi amaçlar. Bunun üzerine Almanya’dan öğretmenler getirilirek 1912 yılında Almanca eğitime geçilir. Adı 1913 yılında ‘İstanbul Sultanisi’ olarak değiştirilen okuldaki o yıllarını Hamburglu öğretmen Hans Gabel hatıralarında şöyle anlatır. ‘’Bizim bulunduğumuz okul, ülkede bulunan 11 Sultani’den biri. Bizdeki gibi 12 yıllık eğitim veren bir okul. Bizden farkı ise öğrencilerinin çoğunun yatılı olması. Ülkenin en kalabalık bu şehrindeki okulda takriben 700 öğrenci mevcut. Çocukların menşei ise farklı farklı. Bakanın oğlundan tutun da memur kesiminden gelenler, asker ve tüccar çocukları... Ten renklerinin çeşitliliği ise göze çarpıyor. Çoğu İstanbul Türkü olmakla beraber, aralarında sarı saçlı Çerkezler, kahverengi Araplar, hatta benim sınıfımda Mısırlı siyahlar dahi var.’’
SARI SİYAH
İstanbul Sultanisi öğrencileri, 20. yüzyılın başındaki tüm savaşlara, sırasıyla Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılırlar. Okulun renkleri ise Çanakkale Savaşı’nda yaşanan hazin bir olaydan doğar. Okul binası hastaneye dönüştürülmüş ve duvarları sarıya boyanmıştır. Arkadaşları dönüşlerini beklerken, cepheye giden 50 İstanbul Sultanili’nin şehit düştüğü haberi gelir okula. Pencere pervazları ve kapılar siyaha boyanır, umudun rengi sarının üzerine matemin rengi siyah gelir. Böylece okul, daha sonra İstanbulspor’un da benimseyeceği sarı siyah renklerini alır. Okulun büyük tarihi saatleri ağabeylerin şehit düştüğü zaman olan 03:30 da sabitlenir. Öğrenciler ve mezunlar, her yıl 18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gece, Gelibolu Kırmızı Sırt’ta şehitleri anarlar. Okula yeni giren öğrencilerin bu törene katılmaları zorunluluktur.
İstanbul Sultanisi öğrencileri, 20. yüzyılın başındaki tüm savaşlara, sırasıyla Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılırlar. Okulun renkleri ise Çanakkale Savaşı’nda yaşanan hazin bir olaydan doğar. Okul binası hastaneye dönüştürülmüş ve duvarları sarıya boyanmıştır. Arkadaşları dönüşlerini beklerken, cepheye giden 50 İstanbul Sultanili’nin şehit düştüğü haberi gelir okula. Pencere pervazları ve kapılar siyaha boyanır, umudun rengi sarının üzerine matemin rengi siyah gelir. Böylece okul, daha sonra İstanbulspor’un da benimseyeceği sarı siyah renklerini alır. Okulun büyük tarihi saatleri ağabeylerin şehit düştüğü zaman olan 03:30 da sabitlenir. Öğrenciler ve mezunlar, her yıl 18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gece, Gelibolu Kırmızı Sırt’ta şehitleri anarlar. Okula yeni giren öğrencilerin bu törene katılmaları zorunluluktur.
SAKARYA İZCİ OYMAĞI
Sakarya Savaşı sonrası Atatürk’ü ilk tebrik edenlerdendir İstanbul Sultanisi izcileri. ‘’Sağ olun Paşam, vatanı kurtardınız’’ diyen öğrencilere, ‘’Siz sağ olun Sakarya’nın evlatları’’ diye cevap verir Atatürk. O günden sonra adlarını Sakarya İzci Oymağı olarak değiştirir İstanbul Sultanisi izcileri. Marşları Sakarya Marşı da okul marşı olur. 1912 yılında kurulan Sakarya İzci Oymağı, Türkiye’nin en eski izci grubudur ve 125 aktif izcisiyle halâ faaldir, izci liderleri okul gelenekleri çerçevesinde üniversitede okuyan ağabey ve ablalardır.
Sakarya Savaşı sonrası Atatürk’ü ilk tebrik edenlerdendir İstanbul Sultanisi izcileri. ‘’Sağ olun Paşam, vatanı kurtardınız’’ diyen öğrencilere, ‘’Siz sağ olun Sakarya’nın evlatları’’ diye cevap verir Atatürk. O günden sonra adlarını Sakarya İzci Oymağı olarak değiştirir İstanbul Sultanisi izcileri. Marşları Sakarya Marşı da okul marşı olur. 1912 yılında kurulan Sakarya İzci Oymağı, Türkiye’nin en eski izci grubudur ve 125 aktif izcisiyle halâ faaldir, izci liderleri okul gelenekleri çerçevesinde üniversitede okuyan ağabey ve ablalardır.
İSTANBUL LİSESİ BİNASI
İstanbul Lisesi 1933 yılında şimdiki binasına kavuşur. Osmanlı devleti borçlarını ödeyemeyince, 1882 yılında Duyun-u Umumiye İdaresi kurularak borçların yönetimi yabancılara bırakılmıştır, bir anlamda devlet iflas etmiştir. Duyun-u Umumiye İdaresi’nin Cağaloğlu’nda yer alan, tüm İstanbul’a hakim muhteşem bir binası vardır. Cumhuriyet ile birlikte borçlar tasfiye edilip, Düyun-u Umumiye İdaresi ülkeyi terk edince, vilayet, belediye ve üniversite başta olmak üzere bir çok kurum talip olur bu güzel binaya. Ancak bina Atatürk’ün talimatıyla İstanbul Lisesi’nin kullanımına tahsis edilir. Gençlerin, eğitim gördükleri binanın eski işlevinin bilinciyle yetişmelerini ve devletin aynı günlere dönmemesi için ders çıkarmalarını arzulamıştır Atatürk.
Çok sayıda devlet ve bilim adamı, sanatkar yetiştirir İstanbul Lisesi. Aralarında 2 başbakan, onlarca bakan vardır. Rekor, 6 İstanbul Liseli bakanla, 1955 yılı Türkiye Cumhuriyeti hükümetindedir. Birinci Dünya Savaşı’nın kaybıyla 1918 senesinde ara verilen Almanca eğitim, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan anlaşma ile 1958 senesinde tekrar başlar, 1964 senesinde ilk kız öğrenciler okula alınır. 1982’de okul 1910’daki adına döner, yeniden İstanbul Lisesi olur.
İstanbul Lisesi 1933 yılında şimdiki binasına kavuşur. Osmanlı devleti borçlarını ödeyemeyince, 1882 yılında Duyun-u Umumiye İdaresi kurularak borçların yönetimi yabancılara bırakılmıştır, bir anlamda devlet iflas etmiştir. Duyun-u Umumiye İdaresi’nin Cağaloğlu’nda yer alan, tüm İstanbul’a hakim muhteşem bir binası vardır. Cumhuriyet ile birlikte borçlar tasfiye edilip, Düyun-u Umumiye İdaresi ülkeyi terk edince, vilayet, belediye ve üniversite başta olmak üzere bir çok kurum talip olur bu güzel binaya. Ancak bina Atatürk’ün talimatıyla İstanbul Lisesi’nin kullanımına tahsis edilir. Gençlerin, eğitim gördükleri binanın eski işlevinin bilinciyle yetişmelerini ve devletin aynı günlere dönmemesi için ders çıkarmalarını arzulamıştır Atatürk.
Çok sayıda devlet ve bilim adamı, sanatkar yetiştirir İstanbul Lisesi. Aralarında 2 başbakan, onlarca bakan vardır. Rekor, 6 İstanbul Liseli bakanla, 1955 yılı Türkiye Cumhuriyeti hükümetindedir. Birinci Dünya Savaşı’nın kaybıyla 1918 senesinde ara verilen Almanca eğitim, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan anlaşma ile 1958 senesinde tekrar başlar, 1964 senesinde ilk kız öğrenciler okula alınır. 1982’de okul 1910’daki adına döner, yeniden İstanbul Lisesi olur.
İSTANBUL LİSESİNE DAİR BAZI ÖNEMLİ BİLGİLER:
İstanbul Lisesi ülkemizde;
- ilk öğrenci gazetesini yayınlayan, (1887'DEN ÖNCE)
- "Lise" terimini ilk kez kullanan, (1910)
- Öğrencilere Almanca eğitim sunan, (1912)
- İlk kez bir okulda film gösterimi yapan, (1913) "Les Miserables"
- ilk öğrenci tiyatro grubunu kuran, (1913) Abdulhak Hamid'in "Esber" ve Teodar Kasap tarafından türkçeye uyarlanan Moliere 'in “Pinti Hamid” (L’avare) oyununu sahnelemişlerdir.
- 1914-1918 yılları arasında devam eden Birinci Dünya Savaşı yıllarında, İstanbul Erkek Lisesi günümüzde Saint Benoit Fransız Lisesi olarak kullanılan Karaköy Kemeraltı Caddesi'ndeki binada eğitim vermiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında okul binasının bir bölümü hastaneye çevrilerek sarıya boyanır. 50 İstanbul Lisesi son sınıf öğrencisi gönüllü olarak savaşa katılmak isterler ve birliğe katılarak Çanakkale Savaşı'nda (1914 , Saat: 3.30, Kabatepe) hayatlarını kaybederler.
Büyüklerinin ölüm haberini alan İstanbul Lisesi öğrencileri sarı olan okul binasının kapı ve pencerelerini siyaha boyarlar. Bugünden sonra hayatlarını kaybeden öğrenciler anısına okul renkleri sarı-siyah olarak kabul edilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















